ALASÖKÜ KÖYÜ
MENÜ  
  Ana Sayfa
  SİZLERLE HASBİHAL
  ALASÖKÜ İLK MEKTEP ÖĞRENCİLERİ
  ALASÖKÜ KÖYÜNÜN TARİHİ
  ALASÖKÜ ADI NEREDEN GELMİŞTİR?
  ALASÖKÜ TOPLUM OLUŞUMU
  ALASÖKÜ KÖYÜNÜN DEMOGRAFİK YAPISI
  ALASÖKÜ KÖYÜ COĞRAFİ KONUMU - ULAŞIM
  ÇANAKKALE ŞEHİDİMİZ
  ALASÖKÜ MUHTARI SÜLEYMAN AKINSU
  ALASÖKÜ KÖYÜ MUHTARLARI
  ALASÖKÜ KÜLTÜRÜ (köy giysi ve kullanım araçları)
  ALASÖKÜ YOLLARI
  ALASÖKÜ KÖYÜ SOSYAL BİLGİLERİ
  ALASÖKÜ KÖYÜ ALT YAPI BİLGİLERİ
  ALASÖKÜ KÖYÜ CAMİİ
  ALASÖKÜ KÖYÜ KÖY KONAĞI KEBAP PİŞİRME ÜNİTESİ
  ALASÖKÜ MUTFAĞI
  ALASÖKÜ'DE OLAĞANÜSTÜ BİR LEZZET: HALISAÇAĞI MANTARI
  ALASÖKÜ GENEL GÖRÜNÜŞ
  ALASÖKÜ KÖYÜ ÇARDAKLARI HAZIR
  ALASÖKÜ ORMANLARINDA ANIT AĞAÇLAR
  ALASÖKÜDE KARLI BİR GÜN
  ALASÖKÜDE BAYRAM BİR BAŞKA
  ALASÖKÜDE İFTARLAR
  ANKARADAN BİR ALASÖKÜLÜ GEÇTİ
  ALASÖKÜ'DE GURUB
  ALASÖKÜ KÖYÜNÜN İLK PREFABRİK EVİ KURULDU
  ALASÖKÜ'DE BİR REKREASYON ALANI EĞRİOLUK ÇARDAĞI
  ALASÖKÜ'DE TRAKİNG
  ALASÖKÜ'DE MANTAR CURNATASI
  ALASÖKÜDE MARKET
  ALASÖKÜ'DE ARICILIK GELİŞİYOR
  HARMANDAN GÖRÜNÜMLER
  MEZARLIKTAN GÖRÜNTÜLER
  ALASÖKÜ KÖYÜ ÇÖP İMHA ÜNİTESİ
  ORMAN'IN İÇİNDEKİ DÜNYA
  ORMAN'DA KESİM
  BÂKİ KALAN BU KUBBE'DE HOŞ BİR SEDA
  İLK MEKTEP FOTOĞRAFI (BÜYÜTÜLMÜŞ)
  BİR GURUP ALASÖKÜLÜ
  ALASÖKÜ KÖYÜNDEN PORTRELER
  ADEMEGİLLER'DEN
  ÇİLİNGİROĞULLARI
  MEHMET DUMAN'IN DÜĞÜNÜ
  ECİR'İN DÜĞÜN FOTOĞRAFI (BÜYÜTÜLMÜŞ)
  DOĞAN DUMAN'IN DÜĞÜNÜ
  DOĞAN DUMAN'IN DÜĞÜN FOĞRAFI (BÜYÜTÜLMÜŞ)
  EMİNE DUMAN'IN DÜĞÜNÜ
  EMİNE DUMAN'IN DÜĞÜN FOTOĞRAFI (BÜYÜTÜLMÜŞ)
  ALASÖKÜ HABERİ
  SATILMIŞ TORUŞ'U TOPRAĞA VERDİK
  ZEYNEP TORUŞU EBEDİYETE UĞURLADIK
  İMAMGİLLER
  İMAMGİLLER 2015
  FANİ ALEMDEKİ İMAMGİL'LER
  MERHUM EL-HAC İSMAİL DUMAN
  MERHUM ZEKİYE DUMAN ULUTAŞ
  İMAMGİL'İN EV
  ALASÖKÜ KÖYÜNE YAKIN KÖYLER
  KASTAMONU TARİHİ
  ALASÖKÜ'DE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİM HEYECANI
  KASTAMONU EVLİYASI ŞEYH ŞABAN-I VELİ
  ŞEYH ŞABAN-I VELİ'NİN KERAMETLERİ
  ALASÖKÜ KÖYÜ YANGIN SÖNDÜRME SİSTEMİ YENİLENDİ
  ALASÖKÜ KÖYÜ SU İSALE HATTI
  ALASÖKÜ KÖYÜ KADASTRO DURUMU
  ALASÖKÜ KÖYÜ TAPU VE KADASTRO İŞLEMLERİ
  TAPU KADASTRO UYGULAMALARINDA BUNDAN SONRA NE OLACAK
  TAŞKÖPRÜ KÖYLERİ
  TAŞKÖPRÜ BELEDİYE BAŞKANI HÜSEYİN ARSLAN'I TANIYALIM
  ÇEVRE VE EKOLOJİ
  6831 SAYILI ORMAN YASASI
  ORMAN KÖYLÜLERİ KALKINMA FONU YÖNETMELİĞİ
  442 SAYILI KÖY YASASI
  ORMANLARDA HAFRİYAT VE ÇÖP DÖKÜMÜ
  YASADIŞI AĞAÇ KESİMİ
  ORMAN YANGINI VE ALINACAK TEDBİRLER
  ORMANLIK ALANLARDA AŞIRI OTLATMA
  ORMAN YANGINLARI İLE MÜCADELEDE
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  SİTE SAYAÇ






Web Stats
KASTAMONU TARİHİ
KASTAMONU TARİHİ

 
A-) KASTAMONU KELİMESİNİN MENŞEİ
 
Kastamonu yöresi, oldukça eski yerleşim yerlerinden biridir Yöredeki yerleşim tarihinin Paleolitik Dönem'e kadar uzandığını gösteren buluntular ele geçmiştir[1] Tarihe baktığımızda, Kastamonu olarak bilinen vilâyetin, antik çağda Paflagonya (Paplagonia) denilen bölgenin sınırları içerisinde bulunduğunu görürüz[2].
 Kastamonu ilinin adının menşei ile ilgili pek çok görüş ileri sürülmektedir Bunları şu şekilde sıralayabiliriz :
 1-) Kelimenin aslının “Gas-Tumanna” olduğunu ileri süren görüş :
 Kastamonu'da ilk yaşayan kavme “Gas” lar ya da “Gasgas” lar[3] denilmektedir Bu iddiaya göre Kastamonu Gas'larla ilgilidir ve “Tumanna” kelimesinin birleşmesi ile meydana gelmiştir Gas, Sümerli olan bir Türk kabilesinin adı[4], Tumanna ise bu kabilenin, o zaman yaşadığı ve bugünkü Kastamonu'nun yerinde gösterilen şehrin adıdır Bundan dolayı (Gas)'ların (Tumanna)'sı, yani “ Gas'ların Şehri” anlamına gelen “Gas-Tumanna”, Gas'ların hakim olduğu bölgeye verilen addır Ancak zamanla kelime Kastamonu şeklini almıştır[5].
 2-) Kelimenin aslının “ Kastra-Kommen” olduğunu ileri süren görüş:
 İddia'ya göre, yörede Bizanslıların “Kommenos” soyunun hakim olduğu yıllarda, bunlar bölgeye bir kale yaptırmışlar ya da onartmışlardır Bu nedenle de kaleye “Kommenos Kalesi “ anlamına gelen “ Kastra-Kommen” adını vermişlerdir Kastra-Kommen, zamanla değişerek, Kastamonu şeklini almıştır[6].
 3-) Kelimenin aslının “Kosta-Bol” olduğunu ileri süren görüş :
 Buna göre, Kastamonu kelimesi, “Kosta” ve “Bol” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir Kosta, bir adam adı olup, Bol da şehir anlamına gelmektedir Kosta-Bol “adam-şehri” anlamına kullanılmıştır, kelime zamanla değişerek Kastammonu şeklini almıştır[7].
 4-) “ Kastın neydi Moni'ye” cümlesinin, Kastamonu kelimesinin aslı olduğunu iddia edenlerin görüşü :
 Halk arasındaki rivayete göre; Kastamonu kalesi, Türklerin kuşatmasına maruz kaldığı zaman, surların sağlamlığı sebebiyle, kaleye girmek mümkün olmamış ve muhasara uzamıştır Kalenin hükümdarı ve onun kızı Moni da kalede mahsur kalmışlardır Kralın kızı kuşatma esnasında Türk komutanına aşık olmuş ve kalenin anahtarını bir gece komutana gizlice atmıştır Kızının ihanetini öğrenen hükümdar da hırsını almak için kızını öldürtmüştür Moni'nin hükümdar tarafından öldürtüldüğünü öğrenen Türk komutanı durumdan müteessir olmuş ve kralı “kastın neydi Moni'ye” diyerek kaleden atmıştır Böylece, bu cümle şehrin adı olarak kalmış, zamanla değişe değişe “Kastamoniye” ve sonunda da Kastamonu şekline dönüşmüştür[8].
 5-) “Kostan-Poli” kelimesinin, kelimenin aslı olduğunu ileri süren görüş :
 İddia'ya göre; Roma'nın yüksek ricaline “Kostan” denilir, “Bolu” olarak kullanılan ifadenin aslı da şehir anlamına gelen “bolis” ya da “polis” kelimesidir Bu iki kelime birleşerek “ Kostan-Poli” şeklini alır ki, bu taktirde anlamı “Kostanların Şehri” olur Bugün de halkın bir kısmının Kastamonu kelimesini “Kastanbolu” şeklinde telaffuz ettikleri dikkate alınırsa, "Kostan-Poli" nin kelimenin aslı olduğu ortaya çıkar[9].
 Kastamonu kelimesinin menşei hakkında ileri sürülen bütün bu iddiaların hepsinin doğru olmaları muhtemeldir Ancak tetkik edildiğinde, kelimenin aslını “Kostan-Poli” olduğu iddiası, diğerlerine nazaran daha sistematik görünmektedir Fakat bu iddianın eksik yönü “Kostan-Poli” kelimesinin “Kastanbolu” kelimesinin kelimesinin menşei olacağı hakkında olmasıdır Kastanbolu şeklinde, çok az da olsa, bir kısım halk kelimeyi telaffuz etmektedirler, fakat bu Kostan-Poli'nin, Kastamonu kelimesinin değil, Kastan-bolu kelimesinin menşei olabileceğini gösterir Bu iddia Kastanbolu ve Kastamonu arasındaki ilişkiyi açıklamak bakımından yetersiz kalmaktadır Oysa, kelimenin aslının “Gas-Tumanna” olduğunu iddia edenlerin delilleri akla daha uygun gelmektedir Şöyleki Gas'ların yörenin ilk hakimleri olduğu[10] hatırlanırsa "Gas'ların şehri" anlamına gelen “Gas-Tumanna” kelimesinin bugünkü Kastamonu'ya telaffuz bakımından daha yakın olduğu da dikkate alınırsa, bu iddia'nın gerçeğe daha yakın bir iddia olduğunu söylemek yanlış olmaz
 
  B-) KASTAMONU'NUN COĞRAFİ YAPISI :
 
Bugünkü Kastamonu vilâyeti, Anadolu'nun Karadeniz'e en fazla uzanmış olan kısmını teşkil eder Kuzey'de Karadeniz, Doğu'da Sinop, Batı'da Zonguldak, Güney'de Çorum ve Çankırı vilâyetleriyle sınırlıdır[11] Vilâyetin arazisi genellikle dağlardan ve tepelerden oluşur, etrafı dağlarla çevrili olan vilâyetin ortasından bir çay akar[12] Şehrin belli başlı iki önemli sıradağı vardır : .
 1-) Güneydeki Ilgaz Dağları,.
 2-) Kuzey Anadolu Dağları, bu sıradağlardan başka içerde, muhtelif yükseklikte bir çok dağ ve tepeler vardır Bu dağların hepsi, ormanlarla kaplıdır[13]    .
 Cumhuriyetden önceki devirde Kastamonu, Kuzey Anadoluda oldukça geniş bir bölgenin ticaret merkezi konumundaydı Ticari mallar, İstanbuldan deeniz yoluyla İnebolu'ya gelir, oradan Kastamonu yoluyla çevre il ve ilçelere dağılırdı[14] Günümüzde Kastamonu ekonomisi orta dereceli bir tarım memleketidir, bölgede hayvancılık da fazla gelişmiş değildir Fakat ormanlarının çokluğu sebebiyle, önemli bir orman işletmesi alanıdır[15].
 1967 tarihli Kastamonu il yıllığına göre, Kastamonu'da belli başlı ticaret malları; kendir, urgan, tiftik, elma, sebze, kereste, yumurta, pancar ve canlı hayvandır[16] Kastamonu'nun Osmanlı ordusunun urgan, halat, çadır, makara ve karavana ihtiyacını karşıladığı[17] düşünülürse, urgancılık ve dokumacılığın, cumhuriyet öncesi devirlerde Kastamonu'da ne kadar gelişmiş olduğu ortaya çıkar.
 
C-)  KASTAMONU TARİHİ :
 
Kastamonu yöresinin, yazılı tarih dönemleri, Gas'lar ile[18] başlamaktadır[19] Gaslardan sonra Frigler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Pontus Krallığı, Roma Krallığı ve Bizanslılar yöreye hakim olmuşlardır[20] Bölge hakkındaki tarihi malumat, yörenin sürekli değişik kavimler arasında el değiştirmiş olduğunu göstermektedir.
 Bizanslılar, bölgeye en uzun süre hakim olmuş kavimlerdendir Bölge Bizanslılardan sonra Selçukluların hakimiyeti altına girmiştir Selçuklu Devleti'nin 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'ya yayılmaları ve birer birer Bizans'a bağlı kaleleri fethetmeleriyle, Bizans'ın Anadolu'daki ve dolayısıyla Kastamonu ve yöresindeki hakimiyetleri zayıflamış ve nihayet 1075 yılında Kastamonu üzarindeki Bizans hakimiyeti son bulmuştur[21] Bundan sonra, birkaç kere bölgeyi Selçuklulardan geri alma girişiminde bulunan Bizanslılar, bazan muvaffak olmuşlarsa da, bu muvaffakiyetleri çok uzun sürmemiştir.
 Kastamonu'nun Selçuklulardan önceki devirleri hakkındaki mevcut bilgiler yeterli değildir, kaynaklarda fazla ma`lumât yoktur Selçukluların Kastamonu'yu fethetmeleriyle başlayan devri üç başlık altında incelemek gerekir :
 1-) Selçuklular Devri,.
  2-) Beylikler Döneminde Kastamonu,   .
 3-) Kastamonu'nun Osmanlılar Tarafından Fethedilmesi ve Osmanlılar Döneminde Kastamonu.
1-) Selçuklular Zamanında Kastamonu:
1071 yılında Bizans hükümdarı Romen Diyogenes ile Selçuklu hükümdarı Sultan Alparslan arasında Malazgirt'de meydana gelen savaşı, Selçukluların kazanmasıyla Anadolu'nun kapıları Türklere açılmış ve Türkler Anadolu'ya yavaş yavaş hakim olmaya başlamışlardır Kastamonu'da diğer Bizans kentleri gibi Selçuklular tarfından alınan kalelerdendir Kastamonu'nun, Selçuklular tarafından ilk fethi, Anadolu Selçuklu hükümdarı Süleyman Şah zamanında olmuştur Süleyman Şah'ın bir komutanı ve valisi olan Emir Kara Tekin, orta Anadoludan hareketle Çankırı ve Kastamonu'yu Bizanslılardan almıştı[22] Kastamonu'nun bu ilk fetih tarihi hakkında değişik rivayetler mevcuttur[23] Ancak Emir Kara Tekin'in 1084'de Sinop'u muhasara edip ele geçirmesi sırasında, Kastamonu ve Çankırı'yı ihtiva eden bir beyliğe sahip olduğu[24], gözönüne alınırsa, Emir Kara Tekin'in burayı, 1084'ten önce fethetmiş olduğunu söylemek yanlış olmaz.
  1310 tarihli Kastamonu Vilâyet Salnâmesinde; “Kastamonu'nun ne vakit zîr-i idâre-yi İslamiyyeye girmiş olduğunu ta`yine bizim tetkikâtımız yetmez[25]” denildik-den sonra, Atabey Cami`i Şerîfinin tamiri tarihi olan 672 (1293) esas alınarak, Kastamonu'nun bu tarihten bir hayli zaman önce fethedilmiş olacağı fikri ileri sürülmektedir[26].
 Bu ilk fetihten sonra, Bizanslılar, Bizansın başına yeni geçmiş olan Kommenler vasıtasıyla Kastamonu'yu geri almayı başardılar[27] Bundan sonra Bizanslıların, Danişmendlerin ve Selçukluların arasında bir kaç kez el değiştiren bölge, son olarak Selçuklularda kaldı[28] XI yy'ın sonlarına doğru, Anadolu'nun büyük bir kısmıyla birlikte Kastamonu ve yöresi de Türk hakimiyeti altına girdi Ara-sıra Bizanslılar tarafından saldırıya uğrayan, hatta alınan bölge XII yy'ın ortalarından sonra sürekli olarak Türk hakimiyetinde kalmıştır.
     XII yy'ın ortalarına doğru bölgeyi Bizanslılardan geri alan, Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubat'ın emirlerinden Hüsamettin Çoban Bey'dir[29] Hüsamettin Çoban Bey, burayı fethettikden sonra, Alaeddin Keykubat, bölgeyi kendisine ikta olarak vermiştir Böylece kastamonu ve çevresinde yeni bir beyliğin temelleri atılmıştır.
2-) Beylikler Döneminde Kastamonu:
 
 a-) Çobanoğulları Beyliği
 
Paflagonya bölgesinin fatihleri, başarılarına mükafaten, Selçuklu Sultanları tarafından verilen Kastamonu ve yöresinin sahipleri, Bizanslılara karşı daima mücadelede bulunan Türkmenlerin idarecileri olan Çoban ailesi'dir[30] Çoban- oğulları Beyliğine adını veren, beyliğin kurucusu Hüsameddin Çoban Bey'dir[31].
 Hüsameddin Çoban Bey, Selçuklu Sultanı'nın bir emiri ve ve beylerbeyidir Kastamonu ve yöresini 1293'de yeniden fethettiği zaman, Alaüddin Keykûbat, bu yöreyi, kendisine ikta olarak vermiştir[32] Hüsamettin Çoban Bey de, Selçukluların zayıfladığı bir dönemde Çobanoğulları Beyliği'ni kurarak, Bizanslılara karşı, hudud muhafazası gibi önemli bir görevi yerine getirmiştir[33].
 Çobanoğulları Beyliği bu bölgede, Türk-Selçuk siyâsî ve idârî an'anelerini devam ettirmeye çalışmıştır Fakat, beyliğin kuruluş safhaları hakkında kaynaklarda yeterli bilgi mevcut değildir[34].
 “Çobanoğulları ve Candaroğulları Beylikleri”, adlı kitabında Yaşar Yücel, Yazıcı-zâde Ali Selçuknâmesinde, bu ailenin, Oğuzların Kayı boyundan geldiğinin kaydedilmiş olduğunu söylemektedir[35].
 Çobanoğulları Beyliği, Selçuklu Devleti'nin uç beyliği görevini yerine getirmekte ve Bizanslılardan gelebilecek tehlikelere karşı, Selçuklu Devleti'ni koruma işini yapmaktaydı Hüsameddin Çoban Bey, hayatı boyunca bu görevini yerine getirdi Fakat, bir yandan da hakimi bulunduğu bölgede beyliğini kurmayı ihmal etmedi O'nun ölümünden sonra yerine, oğlu Alpyürek Kastamonu Beyliğine geçmiştir[36] Ancak Alpyürek'in hayatı ve faaliyetleri hakkında fazla ma`lumat yoktur Hayatı hakkında fazla ma`lumat olamamasının sebebi olarak, o'nun kısa bir süre beyliğin başında bulunduğu ve kayda değer bir olay olmadığı fikri ileri sürülebilirse de, kanaatimizce asıl neden, o'nun beyliği sırasında, Anadolu'da bir takım karışıklıkların meydana gelmesi ve Alpyürek'in Selçuklu Devleti'ne yarıbağımlı olan Beyliğini, İlhanlılara bağlamasıdır[37] Bundan dolayı Alpyürek silik bir şahsiyet olarak kalmış olabilir.
 Alpyürek'den sonra yerine oğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan geçmiştir O'nun, Selçuklu sultanlarının taht mücadeleleri sırasında aktif bir rol oynadığı görülmektedir Anadolu'nun en karışık olduğu zamanlarda, Kastamonu ve yöresinin ve özellikle de Çobanoğulları Beyliği'nin, bu karışıklıklardan etkilenmemesi, Muzafferüddin Yavlak Ars-lan'ın ustaca bir politika izlediğinin göstergesidir[38] .
 Muzafferüddin Yavlak Arslan da, İlhanlıların hakimiyetini tanımış, bu arada da onlara karşı güç hazırlamaya başlamıştır Nitekim 1291'de İlhanlı tahtında meydana gelen değişiklikle, Anadolu'daki ortam yeniden karışmış, Yavlak Arslan da, İlhanlılara karşı tavır koymuş ve hatta savaşacak duruma gelmiştir Karışıklıkların devamında, giriştiği savaşlardan birinde şehit düşmüştür[39].
 Muzafferüddin Yavlak Arslan'ın şehit edilmesinden sonra yerine oğlu ve bu hanedanın son beyi, Mahmut Bey geçmiştir Bunun zamanında Çobanoğulları Beyliği hedeflemiş oldukları bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır[40] Çobanoğulları Mahmut Bey zamanında, bölgede hakim güç olmanın yanında, bölgenin asayişini de temin eden güç olma özelliklerini de devam ettirmişlerdir .
 Fakat, Mahmut Bey'in, beyliğin başına geömesinden kısa bir müddet sonra, 1309 yılında, Şemseddin Yaman Candar isminde bir Selçuklu komutanı, son Çobanoğlu Beyi Mahmut Beyi öldürerek[41], Çobanoğulları Beyliğine son vermiştir Bu olayın meydana gelmesinden sonra Çobanoğulları dönemi sona ermiş ve Candaroğulları dönemi başlamıştır.
 
b-) Candaroğulları Beyliği :
 
Çobanoğulları Beyliğine, son veren Şemseddin Yaman Candar, Kastamonu ve çevresinde Candaroğulları Beyliği adı verilen yeni bir beylik kurmuştur[42] Böylece Kastamonu'da Candaroğulları dönemini başlamıştır.
 Bunlara Candaroğulları denmesinin sebebi, Şemseddin Yaman Bey'in, Candar lakabını haiz olmasından ileri gelmektedir[43] Candar lakabı, Selçuklularda bir memuriyet ünvanıdır, timar sahibi, ser`asker[44] anlamlarında kullanıldığı gibi, Selçukluların hassa ordusu mensuplarına candar denildiği ve “silah taşıyıcı” anlamına geldiği, kaynaklarda geçmektedir[45] Şemseddin Yaman Bey'in Candar lakabına haiz olmasını, onun, Selçuklu saryına mensup ümeradan olduğu şeklinde yorumlamak mümkündür Ayrıca, Candarların, Oğuzların Kayı Boyu'ndan oldukları hakkında da bir takım rivayetler[46] de mevcuttur.
 Tarihte Candaroğullarına, İsfendiyaroğulları ve Kızıl Ahmetliler de denilmektedir[47] Elli yıldan uzun bir süre beyliğin başında bulunan ve beyliğin altıncı hükümdarı, İsfendiyar Bey'e izafetle İsfendiyaroğulları, beyliğin son idarecisi Kızıl Ahmet Bey'e izafetle de Kızıl Ahmetliler denilmektedir[48].
 Çobanoğulları Beyliği'nin yerini alan Candaroğullarının tarih sahnesine çıkışı, devirle ilgili kaynakların yetersizliği sebebiyle tam olarak bilinememektedir[49] Candaroğulları'nın ortaya çıkışı ile ilgili olarak şu rivayet ileri sürülmektedir; bu rivayet'e göre; Candaroğulları'nın ortaya çıkışı şu şekilde gelişmiştir : “XIII asrın sonlarında, Selçuklu hükümdarı II İzzeddin Keykavus'un oğlu II Gıyaseddin Mes'ud'un, ilk hükümdarlığı zamanında, bunun kardeşlerinden olup, memleket dışında bulunmakta olan Rükned-din Kılıç Arslan veya Rükneddin Geyumers, bir gemi ile Kırım'dan gelerek Sinop'a çıkmış ve oradan da Kastamonu'ya gelmiş ve vali tarafından hüsnü kabul görmüştür (1291) Bu tarihlerde Kastamonu valiliğinde Emir Çoban diye bilinen Hüsameddin Alp Yörük'ün oğlu olan Muzafferüddin Yavlak Arslan bulunuyordu Rükneddin Kılıç Arslan, Muzaffe-rüddin Yavlak Arslan'ı kendisine atabey yaparak hükmdarlığını ilan etti Bunun üzerine Moğolların da yardımıyla Gıyaseddin Mesud, bizzat birederinin üzerine gittiyse de vuku'a gelen muharebede mağlub ve esir düştü; Mes'ud biraderinin yanına götürüldüğü sırada yardıma gelmekte olan Şemseddin Yaman Candar komutasındaki kuvvete rasladı; Şem-seddin Yaman Candar, bunları dağıtarak Mes'ud'u kurtardı ve bu müsademede Rükned-din Kılıç Arslan'ın atabeyi Muzafferüddin Yavlak Arslan öldü Rükneddin elde edilemedi ise de ne olduğu bilinemedi (1292) Bu muvaffakiyet üzerine Yavlak Arslan'ın iktaı olan Kastamonu ve havalisi, İlhan Keyhatu tarafından Şemseddin Yaman Candar'a verildi[50] .
 Kastamonu ve yöresinin, Şemseddin Yaman Candar'a, İlhanlılar tarafından verildiği dikkate alınırsa, Candarların, İlhanlılar tarafından tayin olunmuş ve Kastamonu ve Paflagonya olarak tabir edilen bölgenin dışında etkisi olmayan bir beylik olduğunu[51] söylemek yanlış olmaz    .
 Candaroğulları sülalesi, Kastamonu ve civarında 174 sene hüküm sürmüşlerdir[52] Bu sülaleden beyliğin başına gelmiş bulunan şahıslar şunlardır : Emir Şucaüddin, Adil Bey, Beyazıd Bey (Kötürüm), İsfendiyar Bey, İsmail Bey, Kızıl Ahmed Bey 1340 tarihli Türk Tarihi Encümeni Mecmu`asının ondördüncü yılında çıkan birinci sayısında Candaroğulları Beyliği'nin şeceresi[53] şu şekilde geçmektedir;
 
CANDAR OĞULLARI'NIN ŞECERESİ   .
MELİKARSLAN        
ŞEMSEDDİN YAMAN CANDAR
ŞUCAÜDDİN SÜLEYMAN PAŞA        
EMİR YAKUB 
ALİ BEY  
ÇOBAN BEY
GIYASÜDDİN  
EMİR ADİL BEY 
İBRAHİM      
CELALÜDDİN BEYAZID
İZZEDDİN İSFENDİYAR BEY  
IISÜLEYMAN PAŞA
KASIM BEY  
TACÜDDİN İBRAHİM BEY
KEMALEDDİN İSMAİL BEY HATİCE SULTAN (IIMURAD'IN HANIMI)
KIZIL AHMED BEY
HASAN BEY    MUHAMMED MİRZA PAŞA    ŞEHZADE AHMED        
 
Kastamonu ve yöresine hakim bulunan Candaroğulları Beyliği, Selçuklu Devle- ti'nin yıkılışı esnasında, Anadolu'nun diğer yerlerinde olduğu gibi, bağımsızlığını ilan ederek, burayı müstakil bir idare şekline sokmuştur[54] İlme ve ilim adamına değer veren Candaroğlu beyleri, bulundukları çağda, gerek Türk dilinin gelişmesine, gerekse Türk kültür tarihi açısından değerli eserler verilmesine katkıda bulunmuşlardır[55].
3-) Kastamonu'nun Osmanlılar Tarafından Fethedilmesi ve  Osmanlılar Döneminde Kastamonu :
Kastamonu'nun, Fatih zamanındaki fethinden önce, Kastamonu'da hüküm süren Candaroğulları Beyliği ile Osmanlılar arasındaki münasebet, “Kötürüm” diye bilinen Beyazıd Bey ile Murad Hüdavendigar zamanında başlamıştır[56] Bu ilişki dostane bir şekilde başlamamış, Sultan Murad Hüdavendigar, Kötürüm Beyazıd'ın oğlu II Süleyman Paşa'ya yardım ederek, babasıyla arasının açılmasına ve yönetimi ele geçirmesine yardımda bulunmuş, Kötürüm Beyazıd Sinop'a kaçmak zorunda kalmış ve netice orada ölmüş, yerine Sinop Beyliğine diğer oğlu İsfendiyar Bey geçmiştir(1385) Murad Hüdavendi-gar'ın yerine geçen Yıldırım Beyazıd ile II Süleyman Paşa arasındaki münasebetler ilk zamanlar iyi bir gelişme gösterirken, Yıldırım'ın Anadolu Beyliklerini ortadan kaldırmaya başlamasından kuşkulanan II Süleyman Paşa, Yıldırım'a düşmanlık gütmeye başlamıştır Fakat, Yıldırımla yaptıkları muharebede yenik düşmüş ve hayatını kaybetmiştir Yıldırım, böylece Kastamonu'yu Osmanlı topraklarına katmıştır(1392) Kardeşi IISüleyman'ın ölümü üzerine İsfendiyar Bey, Kastamonu'yu tekrar ele geçirmek istemişse de muvaffak olamamış ve Sinop'ta ki varlığını Yıldırım'a kabul ettirmiştir[57] İsfendiyar Bey ile Yıldırım arasındaki düşmanlık on yıl süreyle devam etmiş, sonra Anadolu'ya gelmekte olan Timur ile anlaşan İsfendiyar Bey o'na bağlılığını arzetmiş ve Sivas'a kadar onunla beraber gelmiş, fakat diğer Anadolu Beyleri gibi Ankara muharebesine katılmayarak Sinop'a dönmüştür Ankara muharebesinde Yıldırım'ın yenik düşmesi neticesinde meydana gelen karışıklıklardan çok iyi yararlanan İsfendiyar Bey Kastamonu'yu tekrar almıştır Çelebi Muhammed'ın idareyi ele geçirmesinden sonra Osmanlılarla iyi ilişkiler içerisinde bulunmuştur[58] İsfendiyar Bey, oğlu ve halefi İbrahim Bey'in kızı (Hatice Sultan)'nı II Murad'a vererek, her iki hanedan arasında akrabalık vücuda getirmiştir[59].
 İsfendiyar Bey'den sonra yerine oğlu İsmail Bey iktidara gelmiştir Bunun zamanında Osmanlılarla Candarlar'ın arası tekrara açılmış ve Trabzon'u fethetmek üzere hareket eden Fatih Sultan Muhammed, Kastamonu ve Sinop üzerinden hareket ederek, İsmail Bey üzerine de yürümüştür Meydana gelen muha- rebede yenilen İsmail Bey Sinop kalesine sığınmış, fakat kalenin denizden ve karadan muhasara edilmesi sonucunda teslim olmak zorunda kalmıştır[60] Bu şekilde ilk defa Yıldırım Beyazıd zamanında son verilen, fakat tekrar canlanan Candaroğulları Beyliği'ne ikinci defa Fatih Sultan Muhammed zamanın- da kesin olarak son verilmiş, böylece Candaroğulları Beyliği büsbütün ortadan kalkmış oldu[61].
 İsmail Bey'den sonra, Osmanlı Devleti'ne iltica etmiş olan Kızıl Ahmet Bey'e kısa bir süre Kastamonu ve yöresinin valiliği verilmiş ise de, daha sonra bu valilik elinden alı- narak Mora Sancak beyliğine ta`tin olunmuş, fakat Kızıl Ahmet bunu kabul etmeyerek Akkoyunlu Uzun Hasan'a sığınmıştır[62].
 Kastamonu, Osmanlı Devleti'ne katıldıkdan sonra, Anadolu Eyaletine bağlı, bir sancak merkezi oldu Fetihten bir kaç yıl sonra da Fetih'in şehzadesi Cem Sultan dokuz yaşındaykenburaya vali olarak gönderildi[63].
 Kastamonu ve çevresi, uzun süre bağımsız beylikler ve küçük devletler ülkesi olmuş ve bu devrelerde çeşitli savaşlara sahne olmuştur Fatih'in Kastamonu'yu fethinden sonraki tarihi hakkında fazla malumat yoktur, bunun iki sebebi olabilir; birincisi, buranın fetihten sonra Osmanlıya tam bir uyum içerisinde bulunması, ikincisi Osmanlı'nın buraya gerektiği kadar ilgi ve alaka göstermemiş olmasıdır Nitekim Kastamonu valiliğinin yayınlamış olduğu 1967 tarihli il yıllığında bu görüşümüzü destekleyen şu cümleler geçmektedir : “Kastamonu, Osmanlı Devleti'ne bağlandıkdan sonra sakin ve az ilgilenilen bir bölge haline gelmiştir[64]”.
 Kastamonu'nun Fatih tarafından fethedilmesinden sonraki tarihi hakkında, elde yeterli malzeme olmaması dolayısıyla söylenebilecek fazla bir şey olmamasına karşın, Çeşitli asırlarda beylerbeyliği ve mütesellimlik halinde idare edilmiş olduğunu, 1865 yılındaki vilayet taksiminden sonra da Bolu, Sinop ve Çankırı sancaklarını ihtiva eden bir vilayet olduğunu[65] belirtmek gerekir Bu son düzenlemeye göre Kastamonu'nun Livai kaza ve nahiyelerini şu şekilde sıralamak mümkündür :
 
 Kastamonu'nun Liva ve Kazaları :
 
1.    ) Kastamonu merkez
2.    ) Araç Kazası
3.    ) İnebolu Kazası
4.    ) Cide Kazası
5.    ) Safranbolu Kazası
6.    ) Tatay (Daday) Kazası
7.    ) Tosya Kazası
8.    ) Taşköprü Kazası
9.    ) Sinop Livası
10.) Boyabad Kazası
11.) Ayancık Kazası
12.) Gerze Kazası
13.) Kengırı (Çankırı) Livası
14.) Çerkez Kazası
15.) İskilip Kazası
 Kastamonu ve Kazalarına Bağlı Nahiyeler
 1-) Merkeze bağlı nahiyeler :
  a-) Akkaya,  b-) Devrekani,  c-) Kuzyaka,  d-) Göl.
 2-) Kazalara bağlı nahiyeler :
  a-) İnebolu : Küre, Abana,    b-) Za`feranbolu : Ulus, Aklani, Aktaş,.
  c-) Taşköprü : Gökçeağaç,   d-) Tosya : Kargı.
  e-) Araç : Eğdir, Mergüze,   f-) Daday : Azdavay,.
  g-) Cide : Hoşalay [66].
 Kastamonu'da mevcut eğitim müesseseleri ve sayıları ise 1310 Tarihli vilayet salnâmesinde şöyle gösterilmektedir : .
  Kütüphane : 10       Medrese : 17 .
 Kız sıbyan mektebi : 21  İbtidaiyye : 1   .
 Rüştiye : 1          Askeri Rüştiye : 1 .
 İdadi-yi mülkî mektebi : 1   Sanayi mektebi : 1  .
Bunlardan başka, birer tane Rum ve ermeni kilisesi ve mektebleri vardır[67

[1] Yurt Ansiklopedisi, Türkiye İl İl, Dünü- Bugünü-Yarını, İstanbul, 1982-1983, VII / 4583

[2] 1310 Kastamonu Vilayet Salnâmesi, s.342; Yurt Ansiklopedisi, VII / 4583

[3] Ahmet Koral, Kastamonu'nun Tarihi ve Turistik Özellikleri, Kastamonu, 1966, s.7; M Talat Yaman, XV Asrın Sonlarına Kadar Kastamonu Tarihi, Kastamonu, 1935, s.13

[4] Ahmet Koral, age, s.7

[5] Ahmet Koral, age, s.14; Osman Yalçın, Kastamonu, İstanbul, 1966, s.3; Kastamonu Ticaret Odası Dergisi, s.12; Besim Darkot, "Kastamonu" mad, İA, VI / 400; Yurt Ansiklopedisi, VII / 4583

[6] Yurt Ansiklopedisi, VII/4583

[7] Hafit Efendi, ed-Dürerü Müntehâbât-ı Mansûre fî Islâhi Galâtât-ı Meşhûre, İst 1804, s.330; M Talat Yaman, age, s.173

[8] M Talat Yaman, age, s.175

[9] Ahmet Mithat, Mufassal Kurun-ı Cedîde Haşiyesi, İstanbul, 1880, I / 660; M Talat Yaman, age, s.174 

 

[10] Ahmet Koral, age, s.7; Osman Yalçın, age, s.3;  Besim Darkot, agm, İA, VI / 400; Kastamonu Ticaret Odası, s.12

[11] M Talat Yaman, age, s.9

[12] 1310 Tarihli Kastamonu Vilayet Salnâmesi, s.346

[13] M Talat Yaman, age, s.9; Şemseddin Sami, Kâmusü'l-A`lâm, s.3662

[14] Kastamonu Valiliği, 1967 Kastamonu İl Yıllığı, s.287

[15] Kastamonu Valiliği, 1967 Kastamonu İl Yıllığı, s.287; Osman Yalçın, Kastamonu, s.23; Ahmet Koral, age, s.5

[16] 1967 Kastamonu İl Yıllığı, s.294

[17] 1967 Kastamonu İl Yıllığı, s.287

[18] Tarih kaynaklarında Gaşka, Kaşka ya da Gasgas şeklinde de geçmektedir

[19] Ahmet Koral, age, s.7; M Talat Yaman, age, s.13; Yurt Ansiklopedisi, VII/4584

[20] Yurt Ansiklopedisi, VII/4584-4585

[21] Basim Darkot, agm, İA, VI/401; Refik Turan "Selçuklular Devrinde Kastamonu", GÜKEYO, Tebliğler, Ankara, 1989, s.2; Yurt Ansiklopedisi, VII/4585

[22] Yurt Ansiklopedisi, VII/4585; Refik Turan, agm, s.2

[23] Besim Darkot, " Kastamonu ", İA, VI/401; Yurt Ansiklopedisi, Refik Turan, agm, s.2

[24] Besim Darkot, " Kastamonu ", İA, VI/401

[25] 1310 Tarihli Kastamonu vilâyet Salnâmesi, s.343

[26] 1310 Tarihli Kastamonu Vilâyet Salnâmesi, s.344

[27] Besim Darkot, agm, İA, VI/401

[28] Besim Darkot, agm, İA, VI/401; Yurt Ansiklopedisi, VII/4585

[29] ZVelidi Togan, UmûmâTürk Tarihine Giriş, İstanbul, 1981,s324; Besim Darkot, agm, İA, VI / 401

[30]Togan, age, s.325; Yaşar Yücel, Çobanoğulları ve Candaroğulları Beylikleri, Ankara, 1980, s.35

[31] Togan, age, s.325; Besim Darkot, agm, İA,VI / 401, Yücel,age, s.35; Yurt Ansiklopedisi, VII / 4585

[32] Yücel, age, s.35

[33] Togan, age, s.325

[34] Yücel, age, s.35

[35] Yücel, age, s.35

[36] Besim Darkot, agm, İA, VI / 401; Yücel, age, s.40

[37] Yücel, age, s.42

[38] Yücel, age, s.44

[39] Yücel, age, s.47

[40] Yücel, age, s.48

[41] Besim Darkot, agm, İA, VI/401

[42] Mehmet Behçet, Kastamonu Asâr-ı Kadîmesi, İstanbul, 1341, s.26; Kastamonu Valiliği, 1310 Tarihli Kastamonu Vilâyet Salnâmesi, s.344; Erol Güngör, Tarihte Türkler, İstanbul, 1988, s.126; Togan,age, s.328; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu Karakoyunlu Devletleri, Ankara, 1984, s.53

[43] Mehmet Behçet, age, s.26

[44] Mehmet Behçet, age, s.26

[45] Mecdud Mansuroğlu, " Candar ", İA, III / 24; Güngör, age, s.126

[46] Zuhuri Danışman, Osmanlı Tarihi, İstanbul, 1966, I / 222, Güngör, age, s.126

[47] Mehmet Behçet, age, s.26; Necib Asım, Muhammed Arif, Osmanlı Tarihi, İstanbul, 1335, I / 492; Danışman, age, I / 222

[48] Mehmet Behçet, age, s.26; Necib Asım, Muhammed Arif, age, I / 492; Danışman, age, I/222

[49] Yücel, age, s.53

[50] Ali," Candar Oğulları Hükûmeti ", TTEM, Yıl:14, Numara:1(78), İstanbul, 1340, s.3; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s.121; Yücel, age, s.53; N, Asım, M Arif, age, I / 492; Togan, age, s.328; Mecdud Mansuroğlu, agm, İA, III / 24

[51] Ali, agm, TTEM, 14/1 (78), s.4; Togan, age, s.328; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s.122; Yücel, age, s.56-57

[52] Kastamonu Valiliği, 1310 Tarihli Kastamonu Vilayet Salnâmesi, s.344

[53] Ali, " Candar Oğulları Hükûmeti ", TTEM, Yıl : 14, Numara : 1(78), s.1;

[54] Kastamonu Valiliği, 1310 Tarihli Kastamonu Vilayet Salnâmesi, s.344

[55] Yurt Ansiklopedisi, VII/4640; Abdülkerim Abdülkadiroğlu, “Candaroğlu İsmail Bey ve Hulviyat-ı Sultânî Adlı Eseri Üzerine Notlar”, GÜKEYO Tebliğler, s.44

[56] NAsım, MArif, age, I/493; Güngör, age, s.126

[57] NAsım, MArif, age, I/493; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s.127-128; Mecdud Mansuroğlu, agm, İA, VI / 401

[58] NAsım, MArif, age, I / 494; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s.129-130

[59] NAsım, MArif, age, I / 494

[60] Neşrî, Cihannüma, II/741;  NAsım, MArif, age, I / 494; Tursun Bey, Tarih-i Ebu'l-Feth, s.84; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s.136; Mecdud Mansuroğlu, agm, İA, VI / 401

[61] Mehmet Behçet, age, s.31

[62] NAsım, MArif, age, I/494; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s.137; Mecdud Mansuroğlu, agm, İA, VI / 401; Kastamonu Valiliği, 1967 Kastamonu İl Yıllığı, s.137

[63] Mecdud Mansuroğlu, agm, İA, VI / 401; Kastamonu Valiliği, 1967 Kastamonu İl Yıllığı, s.137

[64] Kastamonu Valiliği, 1967 Kastamonu İl Yıllığı, s.137

[65] Muhammed Behçet, age, s.31; Ahmet Koral, age, s.14; Yurt Ansiklopedisi, VII/4587; Kastamonu Valiliği, 1967,Kastamonu İl Yıllığı, s.137

[66] Akgündüz, Şer‘iyye, I/58; Yurt Ansiklopedisi, VII/4587; Kastamonu Valiliği, 1310 Tarihli Vilayet salnâmesi, s.349

[67] Kastamonu Valiliği, 1310 Tarihli Kastamonu Vilayet Salnâmesi, s.349






Yrd. Doç. Dr. Ali DUMAN
İ.Ü. İlahiyat fakültesi
İslam hukuku A.B.D. başkanı


 
 

KİTAP  * 




*E-KİTAP*




DİNLERDE ARINMA İBADETİ OLARAK GUSÜL

 
Reklam  
   
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=